7 Ekim 2019 Pazartesi

Kudurru .


Fotoğraf açıklaması yok.

MEZOPOTAMYA
KUDURRU
Kudurru nedir ?
Bir çeşit mülkiyet kanıtı diyebiliriz...
Özellikle Kassit hanedanında gözlemlediğimiz uygulamalardan biri olan bu mülkiyet toprak sınır kaydı "Kudurru " ların kralın kendi ailesine,üyelerine,memurlara,rahiplere,ve askerlere geniş topraklar bahşetmesinin bir ürünüdür..Bunlar tanrıları temsil eden semboller ile bezenmiş ve toprakların kime ait olduğunu belirten taş stellerdir...
Sınır anlamına gelen -Akadça-- "Kudurru" adı verilir...
Yani öz olarak varsayılan topraklarda hakların teyidi,sınırı,tanrıların sembolleri,antlaşmanın taşa oyulmuş metni...Vede bu sözlerin feshi durumunda,ilahi lanetinin yazılı formülünün ,taş üzerinde betimlenirdi...
Bir anlamdada antik Mezopotamya arazi kaydı....Orijinal kudurrular tapınaklarda tutulurken,bir kopyası sahibine verilirdi.Kudurrular tarihi belge olmanın dışında,günümüze kadar gelmiş sanat eserleridir....
Kudurrularda resimler ikiye ayrılır;
1. bölüm nitelik ve konum..
2.bölüm muhalefet edene büyü ve ilahi lanet...
Bu noktada kutsal varlıkların güçlü koruması devreye giriyor....Her tanrının amblem veya sembolü yapılarak...
Genellikle stelin üst kısmında astral tanrılar (Güneş tanrısı Şamaş)(Ay tanrısı Sin)(Gök tanrısı Anu,hava tanrısı Enlil )
An ,Enlil ve Enki için yapılmış kürsüler veya tapınak cepheleri görüyoruz..
İştar ,Keçi kafalı balık Ninhursag(doğumun hanımı,bereket tanrıçası,Enki nin eşi ,anne tanrıça )
Yeraltı ülkesi tanrısı Nergal savaşçı görünümündedir...
Savaş tanrısı ve kentin koruyucusu Zababa ,gagalı av kuşu şeklinde....
Çiftçi avcı kanun tanrısı Ninurta...
Betimlemeler , bu sırayla yapılırdı,ve bu tanrı simgelerini en fazla kudurrularda görüyoruz.



Kudurru .


Kudurru ..sınırları belirleyen hudut taşı sınır taşı kudurru sınır taşları gibi M.Ö. 1600 ,1200 yılları arasında babil ,de kassitler tarafından vassallarin verilen arazi hibe kayıtları olarak kullanılan taş belge türü

6 Ekim 2019 Pazar

TARİHTE BİLİNEN İLK DALIŞ TÜPÜ

Fotoğraf açıklaması yok.

TARİHTE BİLİNEN İLK DALIŞ TÜPÜ

M.Ö. 8. yy ASUR dönemine ait bu rölyefte içi hava ile doldurulmuş deri tulumlardan nefes alarak su altı avcılığı yapan insanlar görülmekte.
BRITISH MUSEUM' da sergilenmektedir.

300.000 Yıl Önce Levant’ta Kuş Tüyleri Kullanılıyordu



        Kuğu kanadı kemiğindeki kesik izleri, tüy koparma kaynaklı olmalıydı. C: Ruth Blasco

300.000 Yıl Önce Levant’ta Kuş Tüyleri Kullanılıyordu

300.000 yıldan uzun bir süre önce Levant’ta kuşlar sadece bir gıda kaynağı olarak değil, aynı zamanda tüyleri için kullanılıyordu.

Çalışmanın sonuçları, kuşların sömürülmesinin sadece beslenmeyle sınırlı olmadığını, diyet veya zaman zaman bir kaynağın tamamlayıcısı olarak değil, aynı zamanda besleyici olmayan amaçlar için tüylerin olası kullanımına işaret ettiğini de ortaya koyuyor.
Blasco, “Kuşların beslenme ve sembolik kullanımının, Levant’taki Orta Pleistosen dönemde kültürel kompleks tarafından temsil edilen yeni adaptasyon tarzının bir özelliği olduğunu öneriyoruz.” diyor.
Kuğular, güvercinler, kuzgunlar ve sığırcıklar
İsrail’in Qesem Mağarası bölgesinde bulunan kuşları kullanan insanların kanıtı, kuğuların, güvercinlerin, kahverengi boyunlu kuzgunların ve sığırcıkların kanat kemiklerinde kesik izlerinin, bükülme kırıklarının ve çiğneme izlerinin belirlenmesi ile anlaşıldı.
Bunlar tamamen farklı türler olsa da, bazı kemiklerde gözlenen izler beslenmenin ötesinde başka işlerle ilgili olabilir. Mesela kuzgunlarda kesme izleri dirsek kısmının uzak kısmında bulunuyor ve bunun nedeni tüy koparılması olabilir. Deney düzeyinde, kemiğin bu alanının genellikle bu aktivite sırasında aletle temas ettiği, bununla ilişkilendirilen herhangi bir kas kütlesi olmadığı doğrulandı.
Blasco, “Bununla birlikte, deri yüzmenin ve tüy koparmanın sonucu olabilecek izlerin tespit edilmesi, hayvanın sadece ve sadece bu amaç için yakalandığı anlamına gelmez, ancak işlemin bu aşamasının sahada gerçekleştirildiği anlamına gelir.” diyor.
Qesem Mağarası’nda bulunan bir kuğu kanadı, carpometacarpus. C: Ruth Blasco
Özel bir vaka
Kuşkusuz, bu çalışmadaki en dikkat çeken bulgu, kuğu carpometacarpus’u (kanat kemiği), çünkü bu kemik, kanadın bu kısmının işlenmesinde ısrarı gösteren bir duruma işaret ediyor.
Anatominin bu kısmı neredeyse hiç kas kütlesine sahip değildir ve sadece deriden, tüylerden ve tendonlardan oluşur. Kanatın bu bölgesinin tüyleri özellikle uzun ve dardır ve tuhaf olarak, hem carpometacarpus hem de parmak kemiklerine sıkıca tutturulmuş olmalarıdır, yani bu da onları koparmanın çok zor olduğu anlamına gelir.
Blasco, “Birçok izin ve hatta kasıtlı bir bükülme kırığının tespit edilmesi, bu kemiklerde özellikle besleyici olmayan kaynakların arandığını gösteriyor.” diyor.
Kuğu kanadı kemiğindeki kesik izleri tüylerin koparılması sırasında oluşmuş olabilir. C: Ruth Blasco
Bilimsel olarak tartışmalı kuşlar
Paleolitik arkeolojik kayıttaki küçük hayvanların varlığı, insan davranışının temel yönlerini değerlendirmede uzun zamandan beri önemli bir değişken olarak kabul ediliyor.
Bu hayvanların insan geçimine nasıl dahil edildikleri, son elli yıldır ekolojik modelleri eko-sosyal, çevresel ve kültürel yönlerle ilişkilendiren yoğun bir tartışma yarattı.
Kuşlar, bu tartışmalarda sadece küçük boyutlarından ve onları yakalamadaki zorluklarından dolayı değil, aynı zamanda besleyici olmayan kaynaklar (tüyler, kuyruklar vb.) açısından olası sembolik rolleri nedeniyle de öne çıkıyor.

Heritage Daily. 25 Eylül 2019.
Makale: Blasco, R., Rosell, J., Sánchez-Marco, A., Gopher, A., & Barkai, R. (2019). Feathers and food: Human-bird interactions at Middle Pleistocene Qesem Cave, Israel. Journal of Human Evolution, 136, 102653.

1 Ekim 2019 Salı

Yezd Şehri

Fotoğraf açıklaması yok.
                                              Zerdüşlük Amblemi

Fotoğraf açıklaması yok.
                      Avesta Zerdüştlük Din Kitabı

Görüntünün olası içeriği: yazı
                 Rüzgar Kulesi'nin nasıl çalıştığını gösteren şema.



Yezd Şehri


İran'ın ortasın bir Çöl şehridir Yezd. Yezd, aynı zamanda Zerdüştlük dininin İran’daki en önemli merkezidir. Tarih boyunca İpek Yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olan bölgede Yezd'in MÖ 700'den beri yerleşim olduğu tespit edilmiştir. Şehrin ilk kurucularının Med'ler olduğu ve şehrin o dönemdeki adının Ysatis olduğu bilinmektedir. Daha sonraki Sasani hakimiyeti sırasında şehrin adı, o zamanki hükümdar Yazdegerd'e ithafen Yezd olarak değiştirildi. Ve şehir bir Zerdüşt merkezi haline geldi.

Zerdüştlük inancının önemli elementlerinden birisi ateştir. Zerdüştlük felsefesinde su, toprak, ateş kutsaldır. Işık, ateş, aydınlık gibi kavramlar Tanrıları Ahura Mazda’nın yansıması olarak görülür ve ona bakılarak ibadet edilir. Bu yüzden tarih boyunca ateşin hiç sönmeden yandığı ateş tapınakları yani ateşkedahlar inşa etmişlerdir. Bunlardan birisi de Yezd’deki, içindeki ateşin sönmeden İ.Ö. 470 yılından beri yandığına inanılan tapınak.

Yezd mimarisinin en belirgin özelliği yükselen rüzgar kuleleri. Rüzgar kuleleri çok eski ve çok etkili bir klima sistemi. Rüzgar kulelerine Badgir deniyor, ve Yezd’in lakabı Bagdirler Şehri. Şehrin tamamı kerpiçten yapılmıştır.

Birinci yöntemde Kulenin hava pencerelerinin rüzgara baktığı bölgede kuleye dolan hava toprağın altındaki hava tünellerine yönleniyor ve orada soğuyarak evin içine dağılıyor ve nihayetinde bir başka rüzgar kulesinden çıkıyor. Bu durumda biri rüzgarı toplayan ve biri boşaltan olmak üzere 2 kule var. Bu yöntemde bir kule rüzgara baktığı için evde toz ve kum birikmesine sebep oluyor.

İkinci yöntemde eve hava akımı rüzgar kulesinden değil, topraktaki bir delikten giriyor. Delik havayı toprağın alt katmanlarında içinde su da bulunan bir kanala yönlendiriyor. Toprağın alt katmanları ve içindeki su soğuk olduğu için, sıcak hava buraya indiğinde, hem soğuyor, hem de nemleniyor. Bu serin ve nemli hava daha sonra evin içine yönleniyor. Daha sonra da rüzgar altı yönüne bakan kule tarafından dışarıya boşaltılıyor. Bu yöntem hem tozu elimine ettiği, hem de havayı nemlendirdiği için sevilen bir yöntem ve hala yaygın olarak kullanılıyor.

Evlerin etrafını sur gibi dönen yüksek duvaların amacı da güvenlik değil, güneşten korunmak. Duvarlar yükseldikçe gölge boyu arttığı için duvarları yükselterek aşağıda kendilerine yaşama alanları yaratmışlar.

Şehir eşsiz mimari yapıları ve ipekli el dokumaları (Farsça termeh), İran el sanatları, ipek dokuma, İran pamuk şeker'i olan "Pashmak" (pişmaniye'ye benzer) ile meşhurdur.

Vuslat Müller-Karpe: Sivas'ta yerlerini tahmin ettiğimiz Hitit merkezleri var


Vuslat Müller-Karpe: Sivas'ta yerlerini tahmin ettiğimiz Hitit merkezleri var

Vuslat Müller-Karpe: Sivas'ta yerlerini tahmin ettiğimiz Hitit merkezleri var


Kayalıpınar arkeoloji kazıları başkanı Doç. Dr. Vuslat Müller-Karpe, Sivas’ta başka çok önemli Hitit merkezleri var, yazılı belgelerden tanıyoruz. Nerede olduğunu da tahmin ediyoruz ama hiç kazılmadılar" dedi.
Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde kent merkezine 47 kilometre, Yıldızeli ilçesine 34 km uzaklıkta bulunan ve geçmişi M.Ö. 19. Yüzyıla dayanan Kayalıpınar yerleşim yerinde 2005 yılında başlayan arkeoloji kazıları devam ediyor. Kazı çalışmaları Almanya Marburg Philipps Üniversitesi adına Doç. Dr. Vuslat Müller-Karpe başkanlığında yürütülüyor. Kazı çalışmaları kapsamında dönemin krallarına, prenslere ve memurlara ait çok sayıda mühür bulunduğu belirtiliyor. 2014 yılında kazı çalışmalarında bulunan Hitit Çivi yazılı tablet sayesinde Kayalıpınar’ın Hitit kenti Samuha olduğu saptandı. Hitit tarihinde çok önemli bir rol oynayan bu şehir Hitit krallarının konakladığı ve ülkeyi yönettiği bir merkez olma özelliği de taşıyor.
Sivas Valisi Salih Ayhan kazı çalışmaları devam eden Kayalıpınar’da incelemelerde bulundu. Çalışmalar hakkında Vali Ayhan’a bilgi veren kazı başkanı Doç. Dr. Vuslat Müller-Karpe, Sivas’ta çok önemli Hitit merkezleri olduğunu ve bu merkezleri yazılı belgelerden tanıdıklarını söyledi.
Karpe, “Sivas’ta başka çok önemli Hitit merkezleri de var, yazılı belgelerden tanıyoruz. Nerede olduğunu da tahmin ediyoruz ama hiç kazılmadılar. Burada en az 6 tane tapınak var” dedi.
sivashaberler.com