1 Aralık 2019 Pazar

Van’da Urartuların 2800 Yıllık Kanalizasyon Sistemi Ortaya Çıkarıldı

Van'da Urartuların 2800 Yıllık Kanalizasyon Sistemi Ortaya ÇıkarıldıVan’da Urartuların 2800 Yıllık Kanalizasyon Sistemi Ortaya Çıkarıldı

Urartu Kralı 2. Sardur tarafından Van’ın Gürpınar ilçesinde inşa edilen Çavuştepe Kalesi’ndeki kazılarda daha önce bulunan 2800 yıllık kanalizasyon sistemi gün yüzüne çıkarıldı.

Surları, su sarnıçları, tapınakları ve saray yapılarıyla bugüne kadar ulaşabilen kalede 2016 yılı kazı çalışmaları sona erdi. Çalışmalarda 2004 yılında kalede tespit edilen 2800 yıl öncesine ait kanalizasyon sistemi gün yüzüne çıkarıldı.
Kalenin batı kısmındaki yapıların altında ortaya çıkarılan ve yüzey kısmı ince taşlarla kaplı kanalın bir metre genişliğinde ve 30 metre uzunluğunda olduğu belirlendi.
Van'da Urartuların 2800 Yıllık Kanalizasyon Sistemi Ortaya Çıkarıldı

Önce planlayıp sonra inşa etmişler

Çavuştepe Kalesi’nin yol güzergahında olduğu için tarihi öneminin olduğunu vurgulayan Kazı Başkanı Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu,  Urartuların şehri önceden planlayıp sonra inşa ettiklerini belirtti.
Çavuşoğlu; “Urartular, neyi nereye yapacaklarını çok iyi düşünmüşler. Her şeyi projeye göre yapmışlar. Şehrin planını önce adeta çizmişler. Burada önemli olan, şehir kurulmadan önce altyapı sisteminin hazırlanmış olmasıdır. 2 bin 800 yıl önce Urartular bu şehri kurarken şehir plancısı planı hazırlıyor, altyapıya göre sırasıyla inşaatlar yapılıyor. Bu, bizim için çok önemlidir. Burada muazzam derecede bir mühendislik harikasıyla karşılaştık.”
Van'da Urartuların 2800 Yıllık Kanalizasyon Sistemi Ortaya Çıkarıldı

Saray tuvaleti, kanalizasyonla surların dışına bağlanıyor

Taşlardan yapılmış kanalizasyon sisteminin içinde bir oluk olduğunu belirten Çavuşoğlu, oluk sayesinde suyun kanala akıtıldığını söyledi.
“Bu eser, bize medeniyeti tarif ediyor. Eski çağlardaki medeniyetin ne kadar üst yerlere geldiğini gösteriyor. Saray kısmında bir de tuvalet yer alıyor. Tuvalet, kanalizasyon sistemiyle surların dışına akıtılmış. Bu, Urartuların çok medeni bir toplum olduklarını bize gösteriyor. Günümüzde bir yere ev inşa ederken okulu, hastanesi, cami ve altyapısıyla muazzam bir sistem oluşturuluyor. Bunun aynısını 2800 yıl önce Urartular yapmış. O zamanın imkanlarıyla çok iyi bir sistem kurmuşlar. Bu da bizleri çok şaşırttı.”
Van'da Urartuların 2800 Yıllık Kanalizasyon Sistemi Ortaya Çıkarıldı

Savunma sistemi kurulmuş

Çavuşoğlu, kale üzerinde kurulan şehrin uzunluğunun yaklaşık bir kilometre olduğu bilgisini paylaştı.
Şehrin çevresinin surlarla örülü olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, “Dışarıdan gelebilecek düşman tehlikesine karşı önlem alınmış. Özellikle hem doğu hem de batıdaki noktalara büyük hendekler açılmış. Bununla savunma sistemlerini kurmuşlar.” diye konuştu.

AA

Ermenistan’da Urartulara Ait Anıt Mezar Bulundu

gavar'da urartu eserleri bulundu

 Ermenistan’da Urartulara Ait Anıt Mezar Bulundu

Ermenistan’ın Gegharkunik bölgesinde başkenti Van / Tuşpa olan Urartu uygarlığına ait anıt mezar ve eserler bulundu.

Ermenistan’ın doğusunda bulunan Urartu dönemi eserleri, Tarihi Çevre Koruma ve Kültür Müzesi’nin laboratuvarlarında temizlenmekte ve restore edilmekte. Ticari olmayan devlet kuruluşu müdürü Profesör Ashot Piliposyan, bulunan arkeolojik malzemenin olağanüstü olduğunu ve MÖ. 8. yüzyıla kadar uzandığını söylüyor.
gavar'da urartu eserleri bulundu
Piliposyan, “Gavar Jeoloji Müzesi, köylülerin inşaat çalışmaları sırasında kazara arkeolojik materyal ortaya çıkardıklarını söylediğinde olaydan haberdar olduk. Gavar’ın Hatsarat bölgesinde sürdürülen inşaat çalışmaları sırasında, Urartu dönemine ait bir anıt mezar bulundu.”
gavar'da urartu eserleri bulundu
Kurumdan yapılan açıklamada, bulunan eserlerin içinde, sürahi bardağı, çömlek kase, akik taşından yapılmış iki büyük boncuk gibi çok özel objeler olduğu ve bunların formları ile yapılış şekillerinin ender olduğunu belirtildi.
gavar'da urartu eserleri bulundu
Bulunan Urartu dönemi eserleri temizlenip restore edildikten sonra Metsamor’daki Urartu sergisine eklenecek. Prof. Philiposyan, “Daha önce hiç bulmadığımız kil çömlekler ve diğer çanak çömlek parçaları bulduk.” diyor.
gavar'da urartu eserleri bulundu
Yapılan kazılarda ayrıca çok sayıda hayvan kemiği bulundu. Anıt mezarda yapılan incelemede en az beş kişinin gömüldüğü belirlendi.



Public Radio of Armenia. 26 Ocak 2017.

Ermenistan’da Urartulu Kadın Savaşçı Bulundu



Ermenistan’da Urartulu Kadın Savaşçı Bulundu

Ermenistan’da, Demir çağda ölmüş ve vücudunda ok yarası da dahil birçok yara bulunan güçlü bir kadın iskeleti bulundu.

Mezarın içinde ve çevresinde bulunan eserler, kadının önemli biri olduğuna işaret ediyor.
Arkeologlar Ermenistan’ın dağlık bölgelerinde, Demir Çağı sırasında ölmüş yaralı bir kadına ait mezar keşfetti. İskeletteki yaraların incelenmesi sonucu, kadının Antik Yunan kaynaklarında bahsedilen Amazon Savaşçılarından biri olabileceği düşünülüyor.
MÖ 9. ve 6. yüzyıllar arasında, bugünkü Ermenistan’ın da içinde kaldığı bölgede Urartu İmparatorluğu doğup gelişmişti. Akdeniz’den Hindistan’a birçok büyük imparatorlukla bağlantılar kuran Urartular; avcılık, askerlik ve ticarete dayanan belirgin bir kültürel ve ekonomik ortama sahipti.
Dağlık bölgeleri ele geçirmek için seferler düzenleyen İskitler gibi toplumlar çoğu zaman Urartulu eğitimli okçular tarafından geri püskürtülüyordu. Bu bölgede keşfedilen iskeletler üzerine yapılan analizler Urartulu savaşçıların her iki cinsiyetten de olabildiklerini gösteriyor.
Kadın savaşçının nasıl ölmüş olabileceğine dair yapılan bir çizim.
Ermenistan Ulusal Bilim Akademisi’nden Anahit Khudaverdyan’ın önderlik ettiği bir grup araştırmacı, Ermenistan’ın Lori vilayetinde yer alan Bover I nekropolisinde keşfedilen iskelet üzerinde yaptıkları araştırmaya dair detayları yayımladı. 2017’de keşfedilen iskelet, mezarın MÖ 8 ile 6. yüzyıllara tarihlendiğini düşündüren pişmiş toprak kaplar ve mücevherlerle birlikte gömülmüş.
Kemikler üzerinde yapılan incelemeler sonucu mezarın yirmili yaşlarında bir kadına ait olduğu düşünülüyor. Mezarındaki takılar nedeniyle başta üst sınıftan bir soylu olduğu düşünülse de, güçlü ve yaralı kemiklerinin detaylıca incelenmesi kadının bir savaşçı olabileceği ihtimalini de akıllara getiriyor.
Fotoğrafta metal ok ucu saplanan yeri görebilirsiniz.
Arkeologlara göre vücudunun üst kısmındaki kas ve bağların oldukça güçlü oluşu, kadının son derece hareketli bir yaşam tarzına sahip olduğunu gösteriyor. Özellikle pektoral ve deltoid kaslarının kuvvetli oluşu kadının bir okçu olarak eğitildiği iddiasını destekliyor. Kemiklerinin sıkılığı ve belirgin gluteal kasları, kadının binicilik gibi askeri faaliyetlerle uğramış olma olasılığını ortaya koyuyor.    
Güçlü kas yapısının yanı sıra, sağ dizine gömülmüş demir bir ok ucu bulunması da kadının bir asker olabileceği iddiasını kuvvetlendiriyor. Khudaverdyan ve meslektaşları, ölümünden çok önce olup iyileşmiş bu yaralanmaya yol açan ok ve yayın savaşta ve avcılıkta sıklıkla kullanılan ev yapımı silahlar olduğunu düşünüyor.
Kırmızı çizgiler diğer yaralanma bölgelerini gösteriyor.
Kadının iskeletinde saptanan diğer üç yaranın ölümüne yakın gerçekleştiği, hatta ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor. Bu yaralar, kadını sol kalçasında, sağ uyluk kemiğinde balta izi sol alt bacağında ise bıçak izi olarak görülüyor. İskeletindeki yaraların böylesi çok oluşu kişiler arası şiddetin kadının hayatında her zaman var olan bir olgu olduğunu gösteriyor. Ölümünden hemen önce, balta ve kılıç kaynaklı iki tür kesik almış olması ise birden fazla kişi tarafından yaralandığını ortaya koyuyor. Tüm bunlar araştırmacılara kadının savaşta ölmüş olabileceğini düşündürüyor.
Ermenistan’ın diğer dağlık bölgelerindeki mezarlarda bulunan iskeletlerde de benzer izlere rastlanıyor. Araştırmacılar, Karashamb arkeolojik alanında en az beş erkek savaşçıya ait iskelet keşfedildiğini, ancak Bover I’deki bu mezarın, Urartu kültüründe kadın ve erkeğin birlikte savaştığının bilinmesine rağmen, nadir kadın savaşçı mezarlarından biri olduğunu belirtiyor.
Ermenistan’daki Bover I nekropolisinden gömüt 17’deki kadın iskeleti.
Khudaverdyan ve meslektaşları, bu tür bir kadın savaşçının antik Yunan metinlerinde Anadolu’nun kuzeydoğusunda, bugünkü Ermenistan topraklarının yakınında yaşamış acımasız savaşçılar oldukları anlatılan Amazonlar için temel oluşturmuş olabileceğini iddia ediyor. Kafkas kabileleri arasında kadın savaşçıların da bulunmasının muhtemelliğinden bahseden araştırmacılar, devam etmekte olan keşiflerin hayatları Yunan mitlerinde geçen Amazon kadınlarıyla uyuşan gerçek kadın savaşçıların varlığını kanıtlayacağını söylüyor.

Forbes. 26 Kasım 2019.
Makale: Khudaverdyan, A. Y., Yengibaryan, A. A., Hobosyan, S. G., Hovhanesyan, A. A., & Saratikyan, A. A. An Early Armenian Female Warrior of the 8‐6 c. BC from Bover I site (Armenia). International Journal of Osteoarchaeology.

HATAY'IN YANI BAŞINA GÖMÜLMÜŞ BİR KRALLIK YAMHAD KRALLIĞI

Fotoğraf açıklaması yok.

HATAY'IN YANI BAŞINA GÖMÜLMÜŞ BİR KRALLIK
YAMHAD KRALLIĞI


Yamhad Kuzey Suriye, çok eski zamanlardan beridir, verimli arazileri iklim ve hava şartları, ticaret yollarının gidiş geliş güzergâhında bulunması sebebiyle, tüm Mezopotamya Devletleri nin gözdesi olup, üzerinde amansız bir mücadeleye sahne olmuştur.
Konumu itibari ile Kuzey Suriye denildiği zaman, akla gelebilecek en basit tanımlama, Arap çölünün kuzey batısı ile Akdeniz in doğusu arasında kalan kısımdır.
Yamhad Krallığı nın başkenti Halep in kalesi içerisinde, Alman ve Suriyeli arkeologların, 1996 yılından bu yana yaptıkları kazı çalışmalarında, büyük boyutta bir Orta Tunç Çağı tapınağı ele geçirilmiştir. Bu yapı, Kuzey Suriye mimarisi açısından büyük bir önem teşkil etmektedir. Çünkü aynı yapı Geç Tunç ve Erken Demir dönemlerinde, kabartmalı ortostatlarla inşa edilmiştir. Yapının, Halep kalesi topografyasındaki konumu, anıtsal boyutları ve Demir Çağı yerleşmeleri göz önüne alındığında, eski metinlerden bilinen, Halep in ünlü Fırtına Tanrısı Tešub tapınağı olduğu ortaya konmuştur. 20 Yamhad Krallığı Siyasi Tarihi M.Ö. II. Binyıl, Kuzey Suriye açısından oldukça önemlidir. Zira Mısır, Mezopotamya, Anadolu toprakları arasındaki irtibat, Kuzey Suriye aracılığı ile oluyordu.
Bölge tarihine baktığımızda, ilk siyasal bilgilerin Akad dönemi tabletlerinden geldiği görülmektedir. Akad kralları bu yöreye sefer yaptıklarını söylemektedirler. Karşılarına çıkan birlik 17 kraldan oluşmaktadır. Bu krallar arasında İç Anadolu daki krallıklar yanında bugün Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye ye konulan krallıklar da vardır. Suriye deki krallıklar, Ebla, Amurru ve Sedir Ormanları ülkesi olarak zikredilmektedir. Yamhad dan söz edilmemiş olmasının nedeni, Ebla nın bu dönemde asıl merkez olmasındandır.
Yamhad Krallığı nın (M.Ö. 1800-1600), I. Murşili saldırısına kadar, Kuzey Suriye ye hakim olduğunu düşünürsek, Tell Hadidi kentinin de Yamhad kontrolünde bir kent olduğunu çıkarabilme oranımız oldukça yüksektir. Şehrin bu devirdeki adı, ele geçen 14 adet tablete göre, Azu dur. 56 Tel Afis Tel Afis kenti Suriye de, Ebla ile Halep arasında yer alan eski bir yerleşim yeridir. Tel Afis kentini, Ebla krallığının merkezi olan, Tel Mardih de araştırma yapan, İtalyan arkeologlar kazmıştır. Bu kazılar sonucunda şehirde, Kalkolitik, Orta Tunç, Geç Tunç ile Demir Devri (Arami) tabakaları vardır. Kazı, Pisa Üniversitesi tarafından 1986 yılından itibaren sürdürülmektedir.
Bu kentin kazıları esnasında, varılan en önemli fikir, kültürel anlamda kentler arasında benzerlik olduğudur. Zira bu bölgedeki tüm kentler arasında mimari alanda, yaşayış şekilleri anlamında kültürel etkileşimler vardır. Bunlarla birlikte şehirde özellikle göze çarpan, diğer şehirlere benzese de, Mimari anlamda Tel afis şehrinin, daha ileri bir düzeyde olduğudur. Ayrıca kazılar sırasında bu şehrin etrafını çevreleyen surlar ve dini törenlerin yapılabilmesi için evler, açığa çıkarılmıştır. Yamhad Krallığı nın gücünün doruğa çıktığı zamanlarda (M.Ö. 1750-1600) ise bu kent, şüphesiz Yamhad Krallığı na bağlı idi. 57 Tel Mastuma Suriye nin Kuzeybatısında, İdlib şehrinin 5 km güneyinde ve Halep in 70 km batısında bulunan Tel Mastuma kenti, Mezopotamya ya hâkim olmak isteyen krallıklara, alınması cazip bir şehir görünümü vermiştir. Mezopotamya da, özellikle iklim ve hava koşullarından dolayı tarıma elverişli bölgeler oldukça azdı...
KAYNAKÇA
Alpman 1982, Adil Alpman, Hurri Mitanni Devleti, Tarih Araştırmaları Dergisi, XIV-25, 283-312. Ball 1994, W. Ball, Syria A Historical and Architectural Guide,
England. Bayraktar 2004, Hilmi Bayraktar, 19. Yüzyılda Halep Eyaleti nin İktisadi Vaziyeti, Ortadoğu Araştırmaları Merkez Yayınları,

Gebel el-Arak Bıçak Mezopotamya gösteren 3450 BC dolaylarında başlayarak Mısır prehistoryası Naqada II periodundan fildişi ve çakmaktaşı bıçak


Gebel el-Arak Bıçak Mezopotamya gösteren 3450 BC dolaylarında başlayarak Mısır prehistoryası Naqada II periodundan fildişi ve çakmaktaşı bıçak


Bir tapan bir haç doğru elini kaldırıyor. Önündeyse köpek ve bir çiçek vardır. yazıt güneş tanrısı SHAMASH bir namazdır. Kassite Dönemi (yaklaşık 1400-1100 M.Ö.)






Bu duruş bu hareket günümüz dünyasında bilinen bir duruş şekilidir.
Yemin şeklidir .Kurana el basarım gibi.Amerikan Filmlerin sürekli Mahkemelerde bu duruş şekliyle yemin ettirilir .

Antik Mezopotamya’da Güneş Tutulmaları



      Shamash, cennetin ve yeryüzünün hâkimi, kil heykel, c. MÖ 2000-1750

Antik Mezopotamya’da Güneş Tutulmaları

Mezopotamyalılar için Güneş tutulmaları, tehlikeli ve korkutucu gelmiş olmalıdır ki; davullarla ve ağıtlarla gerçekleşen ritüellerle karşılanırdı.

Sümerler için Utu, Asuriler ve Babilliler için Shamash-Şamaş olarak bilinen güneş, Mezopotamya’nın en önemli tanrılarından biriydi. Her gün doğudaki dağlarda bulunan cennet kapılarından ortaya çıkıp, gökyüzünü aşar ve sonra da batıda bulunan dağların cennet kapıları vasıtasıyla ortadan kaybolurdu. Yolculuğunda her şeyi görürdü. Bu sebeple ona cennetin ve yeryüzünün hâkimi olarak ibadet edilirdi. Dünyadaki hayat kısa, sert ve acımasızdı. Adalete yönelik evrensel çağrı ise sadece basit bir “O Utu!” feryadıydı.

Shamash (ortada) cennetin kapıları boyunca yükseliyor. Sippar’dan bir taş silindir mühürünün modern baskısı, c. MÖ 2300
Arada bir, bu varlık beklenmedik bir şey yapardı- gün ortasında kaybolurdu, dünyayı karanlık sulara daldırırdı! Mezopotamyalılar anlayamadıkları bir dünyada yaşama talihsizliği içindeydiler. Küçük enfeksiyonlar ölümcül sonuçlar doğurabilirdi, kıtlık oldukça yaygındı ve adalet zorluydu. İnsanlar bu talihsizlikleri için küskün tanrıları, kötülük dolu iblisleri ve cadıları suçlamışlardı. Güneş tutulmaları, bilhassa tehlikeli ve korkutucu gelmiş olmalıdır ki; davullarla ve ağıtlarla gerçekleşen detaylı ritüellerle karşılanırlardı. Bu korkutucu durum, antik bir şarkıda ise şöyle geçer: “Benim aşkım tutulmayı dahi aydınlatan bir ışıktır”

Güneş tutulması sırasında ortaya çıkabilecek herhangi bir kötülükten kurtulmak için yapılan bir ritüel, Çıplak yazı ile yazılmış kil tablet, Uruk’dan, c. MÖ 200-100
İlahi irade ile ilgili ipuçları gökyüzü de dahil her yerde bulunuyordu. Akademik bir kaynak kitap, sadece astrolojik işaretlere dayanan 7000 kehanet içermektedir. Gök kubbedeki hareketler yeryüzündeki olayların meydana gelmesine neden olmuyorlardı ama burada olabilecek şeylere karşı uyarı yapıyorlardı:
“Hem gökyüzü, hem de yeryüzü kehanetler üretirler; ayrı ayrı görünmeleriyle birlikte gökyüzü ve toprak birbiriyle ilişkili olduğundan aslında asla ayrı değillerdir. Gökyüzündeki, kötülüğe dalalet eden bir işaret, dünyadaki kötülüğün aynasıdır ve yeryüzündeki bir dalalet ise gökyüzüne de yansır.”

Antik Kehanetler El Kitabı, çivi yazısı ile yazılmıştır kil tablet, MÖ 7. yüzyıl, Ninova.
Bir Mezopotamyalının gözünde uzaktaki yıldızlar, gökyüzünde ikizler, yengeç, aslan, terazi, akrep gibi resimleri oluşturuyordu. Bu resimler, her biri gökyüzünde 30 derecelik bir yer işgal eden ve 12 işaretten oluşan bir Zodyak’a isimlerini verecekti. Bugünkü zodyak işaretlerinin çoğu o zamandan türedi. Daha sonra kişisel burç özelliklerini de kazanmış olsalar da bugünkülerden oldukça farklılar:
“Yıl 243 (M.Ö. 69) 20. Nisannu’nun 9. Saatinde çocuk doğdu … o yıl 28. Abu’da (20 Ağustos) Leo’nun sonunda görülemeyen ama beklenen bir güneş tutulması … o çocuk … iyi şans … iyi şans azalacak.”

MÖ 69’da doğan bir çocuk için bir yapılmış kişisel yıldızname, Kil tablet, Babil
Antik dünyada Babiller, yıldız gözlem becerileri ile ünlüdürler. Onların yedi asırlık programı, tüm tarihin sistematik astronomik gözlemlerinin en uzun dizilerinden biri olmayı hala sürdürüyor. Bu bilgi, doğuda Hindistan’dan Mısır’a ve batıda o zamanın dünyasında geriye kalan tek yer olan Yunan dünyasında ödüllendirildi. MS 2. yüzyılda astronom Ptolemy, MÖ 747’ye kadar uzanan Babylon astronomik kayıtlarını hevesle çizdi. Ptolemy’nin kitabı Almagest (daha sonra İslam dünyasında verilen adı ve Avrupa’ya da bu şekilde ulaşmıştır), MÖ 16. yüzyılda Kopernik devrimine kadar astronomiye hükmetti.

Sistematik astronomik gözlemlerin hayatta kalan en eski kaydı, Kil tablet, MÖ 652, Babil
Mezopotamyalılar, tutulma ile ilgili günümüzde dolaşan kıyamet teorilerini (daha önce NASA tarafından çürütülmüş olan) alay konusu yaparlardı. Nibiru (aslında Nebiru ‘Geçiş’, Jüpiter gezegeninin diğer bir adı) güzellikle olumlanan bir gezegendi ve Mezopotamyalılar onun hareketlerini gayet iyi biliyorlardı. Asur İmparatorluğu döneminde, Jüpiter görüldüğü zamanlarda gerçekleşen tutulmalar sırasında kralın korunması için yapılanlar dışında ritüellere ihtiyaç duyulmazdı.

Pierre Brebiette (1642), Aut Deus naturae patitur, İki filozof, arka planda bir antik kentin bulunduğu bir tutulmaya tanık oluyorlar, Etching, 1617-1642
Bir Babil günü 360 birime bölünmüştü. Aynı birimler ile güneşin yörüngesini ölçmüşlerdi; bu 360 derece açıyı da ifade ediyor. Aynı şekilde, astronomide ideal yıl on iki adet 30 günden oluşur ve bu da toplam 360 eder. Babiller, gerçeğin biraz daha karmaşık olduğunun farkındaydılar ve kaç ek birimin eklenmesi gerektiğini ve bu eklemenin yapılması gereken zamanını doğru bir şekilde tespit ettiler. Zamanlama çok önemliydi. Yıl boyunca belirli günler çeşitli şeyler yapmak için şanslı veya şanssız olarak nitelendirilirdi. Astronomi ve astroloji tek bir sistemdi.


The British Museum Blog – Jonathan Taylor. 21 Ağustos 2017